Yeme içme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeme içme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2012 Pazartesi

Rakı Sofrasında Hüzün




İçki sofrasında oturan şu iki yaşlıca adamın bakışlarındaki hüzün, çaresizlik ve kırgınlık ne kadar iç burkucu. Fotoğrafları çekilirken, şakacıktan da olsa gülümseme gereği duymamışlar.  Mutsuz evlilik, bir baltaya sap olamamış çocuklar, parasal sorunlar ve  geriye dönüp bakıldığında acısı her geçen gün artan hiçlik, boşa harcanmış hayat… Paltoları ile oturuşlarını ayazlı bir gecede tam kapanmayan kapı önündeki masada yer bulmuş olmalarına bağlamak da mümkün elbette, ama macunuyla birlikte defalarca boyanmış pis kapı doğraması ve ucuz kumaştan perdeler  mekanın doğru dürüst ısıtılmayan türden köhne bir meyhane  olduğunu açıkça söylüyor. Arkada masanın altında kovaya benzer bir nesne seçiliyor. Belki de, müşterilerin az da olsa ısınmasını sağlayan bir mangal.
Oturdukları dar masada bir dilim ekmek, basit mezeler ve önlerinde  tek tekçi denen meyhanelerde kullanılan türden, rakıyı susuz  içmeye yarayan küçük kadehler duruyor.  Etiketini göremediğimiz, daha yarısına gelinmemiş dar boyunlu büyük şişede rakı olmalı. Fakat bakışlarındaki bulanıklık hayatlarının büyük bölümünde alkolle haşır neşir oldukları apaçık, işin “erbabı” bu iki adamın önce de bir şeyler içmiş olduklarını söylüyor.
Bu masada neşe, umut yok, mutsuzluk ve hüzün var o kadar. Kırgın, çaresiz bir geceyi neden ölümsüzleştirmek istemiş olabilirler? Arkasına tarih atılmamış, açıklayıcı hiçbir not düşülmemiş, ama kalın porselen tabaklar, sandalyeler, kir tutmasın diye alt kısmı koyu renk boyanmış kapı ve duvar ile, iki arkadaşın giysilerinin, saç ve bıyık biçimlerinin tarihi bin dokuz yüz ellilerin ortalarında bir kış gecesi olarak sezdirdiği o gece neler konuşulduğunu, gecenin öncesini ve sonrasını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Bildiğim, yaklaşık elli, altmış yıl sonra bile bu fotoğrafa baktığımda gördüklerimin ve göremediklerimin içimi burktuğu…

BvP.

Gerçek bir ayyaşın aklı da saçı gibi hep karışıktır. Ve burnu, sahip olmadığı hayatın üstünde tütmesinden, hep kırmızı. Vaktinden önce küllenmiş hayallerin hüznünü örtbas edebilen, dargın gözleri ve düzgün kılığıyla içten yanar; edemeyense son bir çabayla herkesi duruma şahit koşar.

Elmira

30 Ağustos 2012 Perşembe

Efes Pilsen Kardeşliği II


Benzer bir fotoğrafa atıfla benzer biçimde adlandırılmış olsa da, seksen başlarından olduğunu düşündüğüm bu kareye belki başka bir ad vermek gerekli.

Masadaki açılmamış bira şişelerinin; pastanın, mumların ve meyve tabağının sezdirdiği neşeli toplantının ve olası teklifsizliğin üzerini lineer, kalın bir hiyerarşi boylu boyunca çiziyor. Muhtemelen bir askeri tesis yemekhanesinde; paneldeymişçesine yerleşilmiş masaların gerisindeki “komtan”lar: İki albay bir yarbay ve oturmak üzere olan binbaşı, doğal olarak rütbe sırasına göre dizili! Hepsinin yüzündeki ciddi, daha doğrusu nötr ifade durumun gereklerine göre aynı anda değişmek üzere hazır.

Eğlence ya da törenin başlamasına çok az var. Arkada, kareye tesadüfen girmiş sivil görevli çabucak son kontrolleri yapma telaşında. Fakat arkadaki kara tahta ve resmin solunda, yerden yüksek sehpadaki televizyon ile hemen altındaki regülatörü birbirine bağlayan kablolar için yapılabilecek bir şey yok. Maalesef karmakarışık bir fon oluşturuyorlar. Binbaşım oturmak üzere. Muhtemelen şeref konuğu, en yüksek kıdem ve rütbe sahibi kişi henüz gelmemiş. Sağ tarafta onun sandalyesi henüz boş. O da gelip, yerine oturduğunda, bu biralı, pastalı meyve tabaklı (mevsim yaz olmalı: kirazlar ve -belki de- kayısılar seçilebiliyor) “neşeli tören” başlayacak…


BvP.

Askeri disiplin altında gerçekleşecek bu mütevazı kutlamanın şerefine tıpkı zarif şarap kadehleri gibi özenle dizilmiş ve henüz kapağı bile açılmamış bira şişeleri insana şimdiki zamana has, bu fotoğrafın çekildiği günlerde henüz bize çok uzak olan ve bir ürünü tanıtma amacı güden lansman gecelerini anımsatıyor. Sanki masa başında sandalyeye oturanlar değil, asıl masanın üstünde, çikolatalı pasta ile armutların üstüne serpilmiş üzümlerden ibaret meyve tabağı, bir örnek birkaç cam küllük ve küçük bir tabak içinde yakılıp doğum günü sahibince üflenmiş iki koca mumun arasında yer alan bira şişeleri gecenin asıl onur konukları. Böyle resmi kılıklar içindeki ciddi adamlara bu denli halk tipi, laubali bir kutlama dokunmuş olsa gerek, soldan üçüncü asker durumu en azından midesinde hazmedebilmek için elini böğrüne götürmüş.

Elmira

10 Temmuz 2012 Salı

Efes Pilsen Kardeşliği


Birahaneye götürülen küçük bir çocuk, sorumsuz bir babayı; sorumsuz bir baba, mutsuz bir evi; mutsuz bir ev, seyreltilmiş çamaşır suyuyla silinmiş yün halı haricinde herhangi bir yaşanmışlık kokmayan bir salonda, masaya oturmuş kaderine ağlayan bir anneyi; ağlayan bir anne, daha da büyük sorumsuzluklar göstererek onu cezalandıran öfkeli bir babayı işaret eder.
Kadının “Bir gün olsun ilgilenmiyorsun. Senin de evladın bu, hiç mi sevmiyorsun?” diyerek kocasının eline tutuşturduğu bebek, sözüm ona gezdirilirken “şöyle bir” uğranan meyhanede kısa süre ilgi odağı olur. Tütün kokan sararmış parmaklar yanağından yumuşak bir makas alır, ardından beyaz leblebi kâsesine uzanırlar. Çocuğun bebek kütlesi, babasının giderek gevşeyen kolunun insafına kalmış vaziyette, ağır ve ekşi bir ter kokusuyla ve tonu aniden yükselip alçalan sohbetlerle sarılır. Masumiyeti, yanında durduğu adamlara tezat yaratacak aklığıyla kadraja girer ve onun sayesinde dar omuzlarının üstünde vücuduna göre hayli oransız büyüklükte bir baş taşıyanların sayısı ikiye çıkar.

Elmira

Fotoğraf yazılarına başlık koymak, onları adlandırmak konusunda konusunda genel olarak fazla  becerikli değilim. Ama bu fotoğrafın adı ilk  gördüğümden beri  zihnimdeydi:  “Efes Pilsen Kardeşliği”! Gün ışığı ile fazla temasın getirdiği sararmışlık, üzerindeki sinek pislikleri ve üst kenardaki fazla zedelenmemiş delikler… Büyük olasılıkla bir elektrik tesisatçısı, ya da berberin lambri kaplı duvarlarında uzun süre asılı durmuş bu fotoğraftaki üç kişi kardeş olmasalar bile, en azından bir dönem birbirlerine çok yakın olmuş olmalı.  
E.P. Kardeşleri uzun bir masanın en ucuna eklenmiş servis masasında yer bulabilmişler kendilerine. Masanın yiyecek açısında fakirliği  ve adam başı şişe hesabı ile dağıtımı yapılan Efes Pilsen biraları mütevazi bir geceyi anlatıyor. Soldaki genç adamın kucağına bir süreliğine verilmiş olduğu sezilen çocuk ta işin içine katıldığında; ağır içkili bir işret gecesi değil de, “aile” katılımlı masum gece anısı olmaya  iyice yaklaşıyor iş. Belki, bir gazinoda, çay bahçesinde yapılan düğün  veya uzak taşralıların büyük kentlerde kurulu hemşerilik tezgahı katkılı ama aslında “basit çıkarlarımız için birlikte hareket edelim” kurnazlığı yüklü  yüzlerce dernekten birinin gecesi.
Ortadaki, geğirdi geğirecek duruşlu zat iki yandaki kardeşler tarafından sevilen, saygı duyulan bir kişi. Onların “ağbisi”. Boyundaki gevşekçe kravat, bardağın hafif kaldırılışı, kamerayı süzüşteki amatörlükten uzak tavır onu farklı kılıyor. Bugünlerin lafı ile “parayı bulmuş”. Bin dokuz yüz yetmişlerin ortalarında, kim bilir hangi büyük kentin merkezden az uzak bölgesinde; göreceli başarıya, paraya pula, rahata daha önce ulaşmışa benziyor.
İki yandaki gençler, biri bıyıkları, diğeri hülyalı ama keskin bakışları ile ülkeyi o dönem felç eden politik itiş kakışın, boktan boğuşmanın harcanmaya mahkum figüranları gibi görünüyorlar. Bu gecenin sonunda her şey değişecek, “ağbi”yle ortak  ticarete atılacaklar.  Ya da, sırf ortadaki "şefim" ısmarlıyor diye rakı bardağında bira içen garibanlar olmaktan başka bir özellikleri yok bu karenin içinde.   Kim bilir?
BvP.